www.muhacirinsesi.com

23 Temmuz 2018 Pazartesi

www.kanal34.tv

MEVSİMLİK ÜLKELER

E-Posta :

 Batı Avrupası ile kıyaslandığında oldukça farklı yaşam örüntüleri ile bezenmiş Doğu Avrupa ülkeleri…

Gelenek görenekleriyle; müzik, giyim kuşam, yeme içme alışkanlıklarıyla; sosyalleşme ve bireyselleşme davranışlarıyla; hemen her şeyiyle kendini ele veren farklı yaşamsal dokular.

Doğu Avrupa ülkeleri…

Jürgen Habermas’ın postmoderniteyi reddeden söylemini yaşatmaya emsal topraklar…

‘’Modernite: Henüz Tamamlanmamış Bir Projedir.’’ Habermas*

işte Balkanları da saran Doğu Avrupa coğrafyası tam da büyük kuramcı Habermas’ın sözünü ettiği, modernitenin henüz tamamlanmamış sayfaları misali salınan şehirleri ağırlar.

Ve aralarında, dağılmış Yugoslavya’nın bugünkü formasyonunda bir köşe kapmayı becermiş bir minik Montenegro ülkesi… Karadağ bizdeki ismi.

Adriyatik denizi kıyılarının Montenegro sahil şeridini oluşturan kısmı ise turizm dinamizmi bakımından ülkenin yüzölçümüyle hiç de doğru orantılı değil.

Tabiri caizse sezonda yere iğne atsan düşecek yer yok… ne güzel.

Cıvıltısı eksik olmayan, danslarıyla sabahları selamlayan gençler, yaşlılar, sevgililer, eşler, arkadaş ve kuzenler…

Doğası deseniz, yağmur suları denizine kendiliğinden yumuşatıcılar karıştırmış belli ki, kuzey Ege’ye kıyasla epey ılık ve ılık olduğu kadar da yoğun bir likit kütle oluvermiş suyu.

İçindeyken, seyrelmiş jölenin içerisine dalmış gibi hissettiren kadifemsi bir teması var değişik.

Rengini ise tarifi zor, gidip bir kez daha görme isteği uyandırıyor insanda.

Doğa işte; ne kokusu biter, ne dokusu, rengi de, sesi de ayrı keyif yaşamayı bilene.

Tabi bir de bu doğa harikalarını turizm cennetine çevirmeyi becerebilene bakmak lazım.

Ne bileyim; hükümet lazım, politika lazım, biraz kafa yormak lazım…

Turizm…

Güzel kaynak…

 

Bu eğlenceli günler ve renkli geceler geçip gittiğinde ise evli evine köylü köyüne döner.

Ve böylece başlar Montenegro yerlisinin kış maceraları ve telaşları…

Sahil şeridinde pansiyon işletenler de, mekanlarda garsonluk, temizlik yapanlar da, tezgah açıp satışlarını bitirenler de sahilin turistleri gibi çekilir sonraki mevsimi beklemeye... belki sularını da çekiyordur Adriyatik o sıralar bilmediğimiz bir yerde.

 

Derken…

Kendi aracı olmayıp da ülkenin kuzeyine gitmek isteyen için bitmesi güç bir işkence yolculuğu başlar, hele ki güneş halen tepedeyse.

Sadece yolculuk değil, başlar klimasız ve bakımsız, koltukları, camları, kapıları ve tavanları hasarlı bir yol kardeşliği.

Kulakları delen gürültülü homurdanmaları da cabası… gürgür, hırıl hırıl, tangır ve tungur…

Sabır işi…

Batı Avrupasının herhangi bir ülkesi toplu taşıma ağında böyle bir standart dışılık sunsa insanlık onuruna aykırı davranışta bulunulduğu gerekçesiyle tüm dünyada seferberlik ilanı verilirdi. Açılacak davaların haddini ve hesabını siz düşünün.

 

*Marksizmin yeniden okumalarının yapıldığı ünlü ekol Frankfurt Okulu’nun temsilcilerinden biri olarak görülmekte olan sosyoloji profesörü Jürgen Habermas’ın bu makalesi, 1980 Eylülünde Frankfurt kenti tarafından Theodor W. Adorno ödülünün verilişinde yapılmış olan konuşmasıdır.

Ama tabi ki aynı coğrafyanın farklı bölgelerinde yaşayan, farklı yaşam örüntüleri sergileyen, farklı davranış kalıpları benimsemiş ve içselleştirmiş,

hatta kimi yerde tamamen farklı inanç sistemlerini tercih etmiş, 

-öyle olsa da misafir ağırlamadan tutun da yeme içme alışkanlıklarına, kılık kıyafetten, ağızdan ağıza söylencelerle aktarılan ve günümüze taşınmış masal ve öykülerine,

şarkılar türkülerine kadar çeşitli benzerlikler gösteren-

Doğu Avrupa insanlarıtoplumlarıtoplulukları;

özetle o toprakların ortak kültürel miras ve ürünlerinin bugünkü varisleri,

hiç de Batı Avrupasının insanına benzememektedir.

Dolayısıyla yüzyıllardır herkesçe bilindiği gibi, bazı sınırlara gelindiğinde insanlık onuruna yaraşır veya aykırı davranışların tanımları estetik bir manipülasyona uğratılarak anormal olan anormal olmaktan derhal çıkarılır ve bir çırpıda normalleştiriliverilir.

Vallahi helal olsun, yiğidi öldür hakkını yeme demişler… büyük ustalıklar…

 

Öyle ki ülke ekonomisi ve kaynaklarından dem vurmamak mümkün değil.

Benzer manipülatif performanslar yoluyla işsizlik kavramının da üzerine cilası güzelce atılıp gereğince parlatılmış ve böylece sadece Montenegro değil, o bölgelerde yaşayan tüm gençler

-genç iş gücü- olduğu gibi kapı komşuları Batı Avrupası ülkelerinde çalışmak zorunda kalmış…

Bak şu Allah’ın işine.

 

İstanbul’da çeşitli örgütlenme çabalarına tanık oldum. İş adamları ve sanayicilerden oluşan birlikler, diğer dernek ve STK çatıları, çeşitli lokal oluşumlar...

Ben de, diğer göçmen ailelerin, konuyla aktif olarak ilgilenmiş veya ilgilenmekte olan ya da dışarıdan gözlemcisi olarak yorumlamaya çalışan kimseleri gibi; bu örgütlenme çabalarının henüz belli bir gelişme dinamizmi veya belli periyodik bir büyüme halkası oluşturamadığını;

kısaca hareketini geriye doğru değil, kısa adımlarla da olsa ileriye doğru gerçekleştiremediğini;

yapılan işin büyüğü küçüğü mühim değil, küçük çaplı da olsa verimliliği kuvvetli bir çıta yakalayamadığını düşünüyorum.

 

Üstelik Karadağ’ın da içlerinde örnek olarak gösterilebileceği üçüncü dünya ülkeleri listesinde yer buldurulmuş birçok Balkan ülkesi Türk yatırımcılara bunca bakir mecra ve sektör sunarken…

 

Bu noktada kabul etmek gerekir ki muhtelif kurumlar ve politikalar yoluyla güçlendirilip doğru bağlar kurma ve Türkiye’de olup da o coğrafyalarla aynı dili konuşmakta olan yatırımcınıniş adamının organize olma yolunda eksiğini tamamlama bağlamı devlet eliyle toparlanırsa ortaya gerçek işler çıkmaya başlar.

 

Keşke hükümetimize yakın olan, siyaset sahnesinin hararetli siyasetçileri dostlarımız birkaç akılcı ve kalıcı ortak proje üretse de yüksek enerjilerini böylesi bir amaca hizmet etmekle taçlandırsa…

Adım adım profesyonelce programlanmış;

uzun vadede çift taraflı verim ve kaynak yaratacak herhangi bir proje veya çalışmanın,

-bilhassa coğrafyaları ve sosyolojik yapıları gereği bu denli kritik iki bölgeyi ilgilendiriyorsa… gündeme alınmaması ihtimali oldukça düşük görünüyor.

 

Bu gibi projelerin hayata geçirilmesini ütopik bulanlara ise başlarını kaldırıp gökyüzüne bakmalarını önermekten başka bir şey düşünemiyorum.

İstikbal göklerdedir unuttunuz mu…

.

.

.

.

Yaz görünür derken

Ve neşelenir sahiller yeniden

Kendini tekrarlayan masallar, sezonlar, yıllar derken

Atı alan Üsküdar’ı geçer.

 

 

 

 

 

 

                  

 

 

 

                                                                                  Beste NAİBOĞLU

                                                                                  Sanatçı, Sosyolog

 


14 Temmuz 2017 Cuma 16:28
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

ÜLKE GÜNDEMİ

DEV İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLÜ ANLAŞMASI

01/03/2018 tarihinde gündüz saatlerinde Türk Kızılayı, Bosna Merhamet Kurumu ve Bosna Sancak Derneği arasında

Bosna Savaşı Hakkında Çekilmiş 10 İyi Film

İşte Bosna Savaşı Hakkında Çekilmiş 10 İyi Filmin Listesi

Sarik Tara iz Istanbula, ali porijeklo ne zaboravlja

Šarik Tara iz Istanbula, potomak nikšićke porodice Mekić, stigao do Forbsove liste, ali porijeklo ne zaboravlja

‘’ Dernekler Siyasetin hiç bir yerinde olmamalı ''

Muhacirin Sesi Haber Sitesi Yazı İşleri Müdürü, Gazeteci Hicran Zafer Ertül’den bomba gibi röportaj.

Örnek alınası bir hayat

Bir ulusun lideri ama aynı zamanda bir düşünür. Hayatı mücadelelerle geçmiş, her şeye rağmen

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL