www.muhacirinsesi.com

22 Nisan 2018 Pazar

www.kanal34.tv

‘’ Dernekler Siyasetin hiç bir yerinde olmamalı ''

-dernekler-siyasetin-hic-bir-yerinde-olmamali-

Muhacirin Sesi Haber Sitesi Yazı İşleri Müdürü, Gazeteci Hicran Zafer Ertül’den bomba gibi röportaj. Gazetemiz adına, Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonunun yeni Başkanı Kamuran Atakan ile sorulmayanı soran, konuşulmayanı konuşan bir röportaj yapan Hicran Zafer Ertül’ün röportajının her satırını merakla okuyacaksınız.
16 Şubat 2018 Cuma 21:24

 Hicran Zafer: Sayın başkanım Kamuran Atakan bey öncelikle bizi kırmayıp röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Kamuran Atakan: Rica ederim siz de hoş geldiniz.

Hicran Zafer: Kamuran Atakan beyi tanıyalım. Kamuran Atakan kimdir?

Kamuran Atakan: Ben 1954 dünün Yugoslavya’sı bugünün Makedonya'sında doğdum. Biz buraya gelirken iki aylık annemin kucağında gelmişim. Biz buraya geldikten sonra Fatih semtinde Halıcılar caddesi vardır. Biz orada 3 aile bir dairede oturmuşuz. O günün imkansızlıkları. Daha doğrusu Tito rejimi, bu günün kominizm Tito rejimi, bizleri bir takım o günün şartlarında oradaki yaşamın sıkıntısını daha da zor hale getirdikten sonra, işte biz size anavatanınıza gitmeniz için ancak şu şartlarda size müsade ederiz diyerek, burada herhangi bir şeyimiz yoktur ibaresini belirtin yarın öbür gün bir hakkınız olmayacağınızı belirtin, bizler size ancak o zaman böyle müsaade ederiz demişler. İşte o zaman babamlar, yakınlarımız hepsi aman lânet olsun hiçbir şey istemiyoruz yeter ki biz anavatanımıza gidelim demişler. Sonuçta anavatanıma 1954' ün Kasım ayında geldik. Ondan sonra biz o günün şartlar ve imkansızlıklarında kenarda köşede bir parayla da gelmemişiz.

Hicran Zafer: Anlaşılıyor ki kolay şartlar da gelmemişsiniz.



Kamuran Atakan: Babam kendisi yorgancıydı. Biz 3 aile Halıcılar caddesinde 2,5 veya 3 yaşındaydım o zamanlarda oralarda oturduğumuzu hatırlıyorum. Oradan Cerrahpaşa'ya geçmişiz oradan da Fındıkzade'ye ben halen yaklaşık 60 senedir Fındıkzade de oturuyorum. Bizim 3 aile oturmamızın sebebi de şu tabii ki; 2 aile reisi kira için çalışıyor, diğer aile reisi de gıda için çalışıyor. Sonradan imkanlar biraz daha arttıkça herkes kendi imkanlarıyla kiracı olarak oturmaya başlamışlar. Fındıkzade de otururken benim bir çıraklık dönemim vardır. Sultanhamam'da 1964' ten 1979 yılına kadar çıraklıktan başlayan devam eden sonrasında bir tezgahtarlık dönemim oldu. Bir nevi okulum Sultanhamam oldu. Bana bazen sorarlardı sen hangi okul tahsilindensin. Ben Sultanhamam ticaret lisesinden mezunum derdim. Orası inanın bugün birçok üniversiteden çok daha önemli bir yerdir. Çünkü orada o kadar çok farklı insanlarla muhatap olup, görüp de ilişki kuruyorsunuz ki orası

inanılmaz bir yer. Sonra 1979 yılında benim kız kardeşimle evli olan eniştemle biz beraber çalışmaya başladık. Şirketin içine beni de dahil ettiler. Benim tezgahtarlık bilgilerimi, bu konuda ki tecrübemi ortaya koydum. Eniştem de imalatın içindeydi. O zamanın imkansızlıkları çerçevesinde çok küçük bir yerdeydik. Ben her pazar akşamı çok kar kış, zor şartlar ve bu dönemler yolculuk edilmez denirken şartlar hariç buna yaz mevsimi de dahil her pazar akşamı Anadolu’ya gitmek için otobüse binerdim. Pazartesi günü sabahleyin o gideceğim şehirde olurdum ve oranın müşterilerine satmak adına ürünlerimi gösterirdim. İnanın tüm Türkiye'yi dolaştım kimselerden sipariş alamadım. Enteresan olanda budur.

Hicran Zafer: Neden?

Kamuran Atakan: Neden olduğunu da söyleyeyim. Şimdi Türkiye'de şöyle bir alışkanlık vardır. Siz bir şey almaya gittiğiniz zaman bir mağazaya o farklıdır fakat o mağazanın ürününü sizin kapınıza getirdiklerinde farklıdır. Yani ben o günün şartlarında hakikaten Türkiye'nin yine en iyi malzemeleriyle en iyisini yapıyordum. Şimdi ki gibi iletişim kurmakta zor olan yıllardı. Ben İstanbul'dan geliyorum Yeni İnci'nin sahibiyim bizim ürünlerimizi de görmek ister misiniz diyerek ürünleri gösteriyordum. Size sadece öyle karşıdan bakıyor iyi demiyor şımartmasın diye buda ticari bir alışkanlıktır. Mesela eh fena değilmiş diyor. Pekiyi fiyatlarınız nasıl diyor? Fiyatlarımızı belirtiyordum şaşırıyor hiçte ucuz değilmiş diyor. Pekiyi ödeme şartlarınız nedir diye soruyor? Cevaplıyorum. Olur mu diyor ben şu firmadan şu şartlarda alıyorum gibi de bize sunum yapıyordu. Bende o zamanlar ne yapmıştım biliyor musunuz?

Hicran Zafer: Neler yapmıştınız?

Kamuran Atakan: Bu mahalle aralarında fotoğrafçılar vardı o zamanlar bilir misiniz acaba?

Hicran: Çocukluğumdan hatırlarım doğru söylüyorsunuz. Pekiyi o dönemde ne yaptınız?

Kamuran Atakan: O fotoğrafçılara ben cansız mankenler vardır ya o mankenlere ürünlerimizi giydirirdim. Mankene uydurabilmemiz için gergin dursun diye giydirdiğim iç çamaşırlarını arkadan iğnelerdim gerginleştirirdim ki daha güzel dursun. Bu şekilde yapıp fotoğraflarını tek tek çektirirdim. Çektirdiğim fotoğrafları en basit yolla o günün imkansızlıklarıyla ürünlerimi katalog haline getirmiştim. Matbaadan da kartımızı da bastırmışız. O günün firmalarına da derdim ki biz bugünün şartlarında belki sizle çalışamayabiliriz ama inşallah ileride birbirimizle çalışma imkanımız olur deyip kartımı ve kataloğumu bırakıp giderdim. İnanır mısınız o benim gidip de bütün Anadolu’daki müşterilerimin bana sipariş vermeyen, bana yeterli ilgiyi göstermeyen müşterilerimizin tamamı sonradan benim müşterim oldular. Ben hiç birisine de hatırlıyor musun ben sana gelmiştim de şöyle davranmıştın dememişimdir. Gerekte yok o konulara hiç girmem. Çok güzel olan bir şey varsa o da hepsinin benim müşterim olmasıydı. Bu seferde benim kapasitem yetmemeye başladı. Mecburen ben müşteri seçmeye başladım. Açık konuşayım zorunluluktan kaynaklanan bir durumdu. Daha doğrusu bir rövanş değildi. 1990 senesinde bunu birçok yerde de söylüyorum aslında ticarette, belki ekonomistlerin karşısında, bunları anlattığım zaman bana olur mu böyle saçmalık diyecek insanlar olabilir ama benim ticari anlayışım beni şöyle bir noktaya itti. 1990 senesinde Fransa’nın " Calais" şehrine gitmiştim. Oraya gittiğim zaman yaklaşık belki 3 adet ayrı dantel türleri model aldım. Ben bunlarla Türkiye'ye gideceğim ve bunların üstünden ancak 3 veya 4 tanesini sizden sipariş verebilirim. Bizi o günün şartlarında paramız o kadar kıymetsiz ki Fransızların Fransız Frank’ı ile çarpıyorum benim gözüm bile korkuyordu. Ben o aldıklarımı

hakikaten ürün haline getirdim. İnanın sonra yaptığım ürünleri bir bakıyorum çok harika olmuşlardı. Sonradan o maliyetine bakıyorum bırakın üzerine kâr katmayı maliyeti bile beni korkutuyordu. Bir şeylerde yapmam lâzım ben şöyle bir şey yaptım. Bana kaç paraya mâl olduysa ben maliyet fiyatına sattım.

Hicran Zafer: Sizce bu bir risk miydi?

Kamuran Atakan: Bu bir risk değildi. Bu durum benimde Yeni İncinin de bir şeyleri yapacağını bir yerlere göstermem lazımdı. İspat ve kendimi kanıtlamaktı olay. Anlattığım yıllarda kendim pazarlıyordum ürünlerimi. Sultanhamam müşterilerim ağırlıklı müşterilerimin arasında ben malı gösteriyorum bazı insanlarda acaba ithal bir etiketi kesip de mi bu etiketi koymuş diyenler bile oldu. Maliyet fiyatını söylüyorum. Çok pahalı diyorlardı. Maliyeti hakikaten pahalıydı ben bile ürkmüştüm. Ama bana bir kaç kişinin ifadesi şöyle oldu. Hakikaten pahalı ama gerçekten 10 numara çamaşır olmuş dedirttim. Aşağı yukarı bu ürünlerimi 2 ila 3 sene sattım. Ürün yelpazemde biraz artmıştı. Ben o ürünleri satıyordum hem de benimde ayakta durabileceğim ürünlerimi de satıyordum. Onlardan kâr elde ediyordum diğerlerinden bir nevi zarar ediyordum diyebiliriz. Ama işte o zaman Yeni İnci " Yeni İnci" oldu. Bu durumları ben bir nevi reklam gibi düşünmüştüm. Reklam veya marka denilen olayı inanın hala şimdi bile ne olduğunu bilen bir ticaret erbabı sayısı maalesef çok az. Yok var. Ama çok az. Marka olayı tabelası, adresi, kolay bulunur olması gibi düşünülüyor bazı insanlar tarafından. Hal bu ki markanın çok önemi var şöyle ki; Markalar güvencedir. Tüketicinin güvendiği bir şeydir. Eğer ki ben şu firmanın malını alıp çok memnun kalmışsam ben biliyorum ki o ne üretse hep iyisini yapar. Bu güvence o kadar önemlidir ki! Belki insanların zaman zaman maddi imkanları belli markaları satın almaya uygun olmayabilir ama yine de o tüketici biliyordur ki ben şu kişinin malını alırsam ben bundan çok mutlu olacağım, çok memnun kalacağım ve çok dayanıklı olduğunu göreceğim. Ne yapayım ki şu an için imkanlarım müsait değil belki ilerde alırım diyecektir. Bunu şöyle de diyebiliriz. Halk pazarı vardır ama müşteri mağaza önünden geçer bu vitrindeki çamaşırlar biliyorum ki çok iyidir ama ne yapayım maddi olanaklarım buradan alışveriş yapmaya uygun değildir der. Bunu bilmesi bile markanın anlamını ortaya çıkartır. Bazen öyle tüketicilerle karşılaşıyoruz ki. Mesela bizim burada ücretsiz hizmet veren tüketici hattımız vardır. Bazen yetkili kızlara derim ki bakın kızlar olur da enteresan bir takım telefonlar gelirse bana bağlayın. Telefonda görüştüğüm kimselerin birçoğu bana firmanın sahibi olduğumu belirttiğim zaman inanmayabiliyorlar.

Hicran Zafer: Şu ana kadar kimse bir firma sahibinin birebir kendisiyle muhatap olabileceğini düşünememiş olabilir? Sonuçta enteresan bir durum?

Kamuran Atakan: Evet. Ben daha çok ayakaltında dolaşan bir insanım. Şöyle de söyleyebilirim. Bizler bayanlara hitap ettiğimiz için bayanlarımızın birçoğu sizde yanlış anlamayın bedenini bilmiyor. Tüketicinin kendi bedenini bilmemesini bir kenara koyalım esasında da satıcıda bazı bedenlerin ne anlama geldiğini bilmiyor. Bizde mesela 75, 80, 85, 90, 95, 100, ve bu şekilde giden bedenler ve A, B, C, D, E kapları vardır. Şimdi bunu tüketici bilmediği gibi satıcıda bilmiyor.

Hicran Zafer: Siz Satıcılarınıza bu konuda eğitim veriyor musunuz?

Kamuran Atakan: Tabii ki bu eğitimleri veriyorum. Ben bu konuda ne brifingler vermişimdir geçmişte. Büyük kitle mağazalarını toplardık hem kalite bazında ifadelerini, notlarını aldırtırdım hem de bedenin nasıl ölçüleceğini. Türkiye genelinde bu tip imkanlara ulaşmak kolay değil. Çok

televizyon programlarına çıkmışımdır. Biraz da mesleki amaçlı programlardı bu çıkmış olduğum televizyon programları. Ben kadınlara bedenini nasıl ölçmesi gerektiğini, bedenini tanımasını anlatmayı çok arzu ederdim fakat bu fırsatları bulamadım. Bazen arabamla bir yerden bir yere gitmediğim zaman mağazaların önünden geçerim. Bir bakarım vitrinde hangi malım var? Çoğunlukla mağaza içine girerim. Kimse de beni tanımıyor. Çamaşır bölümüne gidiyorum. Bir yetkiliye soruyorum. Hanımefendi ben Yeni İnci'den geliyorum sizde bu bayan çamaşır bölümünde görevlisiniz tabi bizim bazı sıkıntılarımız oluyor bu sıkıntılarımızı sizinle paylaşmaya geldim eğer vaktiniz varsa bir kaç dakika konuşmak istiyorum diyorum. Buyurun diyorlar. Şimdi bizim bayanlarımızın 75, 80, 85, 90, 95, 100 vs. gibi devam eden böyle bir beden yapıları vardır bu ölçülerin ne anlama geldiğini ben size sorsam mesela bilir misiniz diyorum? Çoğu bilmiyor. Bakın hanımefendi sizin burada deneme yapmak için kabinleriniz olur ya! Buralar da bir mezura bulundurun mesela o an hanımefendiye de gösteriyorum beden ölçü numaralarını diyorum ki göğüs alt bölümünü ölçün birde göğüs üst bölümünü ölçün deyin ki bayana hanımefendi sizin bedeniniz diyelim 85'in D'si Siz nereye giderseniz gidin bilin ki sizin bedeniniz 85-D’dir. Bunları bir söyleyin. O söylediğiniz bayan da başka bir yere de gitse ben 85-D’yi kullanıyorum diyebilsin. Kabine de girse hiç değilse diyorum olmadı bunu getir demesin. Ben bu şekilde anlatmak için çok mağazaları dolaşmışımdır. Bu insanlarla bu şekilde çok konuşmuşumdur. İnanır mısınız bilmiyorum? Bir gün hiç unutmam! Laf nasıl geldi hiç bilmiyorum? Hakkımız da olumsuz ifadeler kullanan bir bayana denk geldim. Dedim ki; hanımefendi bakın siz beni tanımadan bir şeyleri söylüyorsunuz ben bu firmanın sahibiyim dedim. Ben böyle deyince, bayan bir an afalladı hadi canım dedi dalga mı geçiyorsun benimle yani Yeni İnci'nin sahibi gelecek burada benimle konuşacak ben inandıramadım kendimi firmanın sahibi olduğumu.. Sonra bizim çocuklara dedim ki; Çocuklar benim başıma böyle böyle bir durum geldi. Bana Ticaret odasından bir kimlik alın bulunsun günün birinde yine biri sorduğunda sen kimsin diye git ticari sicilime bak diyecek halimiz yok. Yine bu tür polemiklere girmemek adına yine mağaza mağaza dolaşırken bu sefer de Yeni İnci'nin satış personeliyim diyorum. Öyle deyince bu ifadeyle herkesi inandırıyorum. Bu tip serüvenlerimiz olmuştur diyebilirim. Şu sıralar vakit bulamıyorum ama eskiden çok dolaşırdım. Gittiğim yerlerde katalog bırakırdım böyle tanıtım olsun diye. Tanıtım biraz da böyle oluyor. Bizim ki belki biraz ilkel bir yol.

Hicran Zafer: Aslında çok akıllıca ve mantıklı bir yol bulup uygulamışsınız diyebiliriz. Söyleyebileceğiniz başka ilginç serüvenleriniz oldu mu?

Kamuran Atakan: Size bir şey söyleyeyim mi. Bunu ilk defa size söylüyorum. Ben bu şekilde bir ekip yapardım ben mağazaları not alırdım. Mesela bakıyorum o mağazada benim hiç malım yok not alırdım. Diyelim adres olarak Bahçelievler şu cadde de şu sokak şu firma diye. Bu şekilde bir liste düzenlerdim. Bir ekip kurardım. Bu ekibi bu adreslere gönderip dolaştırırdım. Derdim ki.. Sen salı günü gideceksin, sen çarşamba, sen perşembe, sen Cuma bu durumu bir haftaya bölerdim. Her gidene şunu sorun derdim. Yeni İnci'nin ürününü satmıyorsunuz derken diğerini gönderirdim bu sayede ben o firmalara benim malımı aldırtıp sattırdım. Ve bunu ilk defada sizde dile getiriyorum. Unuttuğum bir durumdu aslında hatırlamış oldum sayenizde.

Hicran Zafer: Sayın Başkanım Rumeli Balkan Federasyonu başkanlığına talip olma sebebiniz nedir veya nasıl başkan olmaya karar verdiniz?

Kamuran Atakan: Aslında bir şey söylemeliyim ben 1969 senesinden beri bizim Fındıkzade’deki Rumeli Türkleri derneğinde üyeliğim var. Zaman zaman yönetime gider gelirim. O zamanlar ben futbol da oynardım. Futbolculuk hayatımda vardır. Bu kadar iş hayatının içine birde futbolculuğu da sığdırdık. Derken, bizim derneğimize ait Vardar Spor kulübü vardır. Bende uzun yıllar Vardar Spor da top oynadım. Derneğimle başlangıç irtibatım o yıllar o şekilde oldu sonraki yıllarda kimi yönetimlerde yer almak açısından. Sonra beni 4 sene başkanlık görevine getirdiler. Ben özellikle Rumeli Balkan Federasyonunda görev almayı düşünmüyordum. Bu arada halen Rumeli Türkleri derneğinin üyesiyimdir. Derneğin başkanı Adnan Şahin beydir bende kendisinin yardımcılığını yapıyorum. Biz de tecrübelerimizle onlara yol göstermek adına. Tabii ki mensubu olmaktan çok mutluyum, şeref duyuyorum çünkü bizim geçmişimizde derneğimizde yer alan gerek yönetim kurulunda gerek başkanlık sıfatında bu insanların hepsi gerçekten çok güzel şeyler yapmışlar, çok güzel şeyler ekmişler. Biz veya bizden sonra ki gelecek olanlar da hep güzel anılarıyla ifade edeceklerdir. Dolayısıyla benim başkanlık sıfatı gibi bir işte zaten bırakın hayal etmeyi, aklıma öyle bir şey gelse gözümü çarpardım ki böyle bir şeyi istemiyorum diye. Fakat biz benim yine başkanlık dönemimdeydi Rumeli Türkleri derneğinde bizim böyle toplantımız esnasında dedik ki biz Federasyonu kuralım. Çünkü bizim bir vakfımız var. Yedikule Rumeli Türkleri diye. Birde bunun üzerine Federasyonu kuralım dedik. Federasyonu kurmamızın da esas sebebi de şuydu. Şimdi her yörenin kendine göre sıkıntıları ve problemleri oluyor. Mesela bir" bizler tabii Rumeli dernekleri olduğumuz için" var sayalım ki Saraybosna’da bir takım sıkıntılar var? Biz Türkiye'de dernek çatısı altındayız ya, orada ki insanların şikayetleri bize intikal ediyor. Böyle böyle sıkıntıdayız diye. Bu sefer diyelim ki Bosna Sancak Derneği devletin belli birimine bir şekilde ulaşıyor diyor ki benim Saraybosna da yaşayan hemşerilerimin şu sorunları, sıkıntıları var. Lütfen bu konu da biraz sizlerin de yardımlarınızla biz o insanları sıkıntı ve sorunlarından nasıl kurtarabiliriz? Nasıl onlara çare üretebiliriz diyorlar? Fakat bir bakıyorsunuz ki Bosna Sancak derneği gibi 5 veya 6 tane daha dernek var. Bu seferde aynı olayı farklı ifadeler kullanarak onlar anlatıyorlar devlet birimlerine. Devlette diyor ki kardeşim bakın siz yöresel olarak toplanın bir federasyon kurun kaç tane derneği içine alacaksanız sizin sıkıntılarınızı tek bir ağızdan dinleyeyim. Geliyorsunuz hepinizi dinliyoruz. Hepiniz farklı ifadeler söylüyorsunuz. Bu sebeple devlet biz gibi yaşayan bu ülkede ki insanların, soydaşları gibi de diyelim veya hemşerileri diyelim, memleketinde doğup akrabaları olanlar, bu insanların dertleri bitmez veya bir takım önerileri bitmez. Dolayısıyla ben sizden tek bir ağızdan dinleyeyim bu konuyu federasyon noktasına getirin diyorlar. Ve bizim Rumeli Federasyonunu kurmamızın yegane sebebi buydu. Yani ben de Federasyonun kurulması konusun da karar verenler arasındaydım. Sonra buradan 4 dönem devam eden başkanlıkları oldu bizden evvel ki başkanlarımızın fakat biz şahsen kurucuları arasında olmamıza rağmen bir adım, bilemedin iki adım geriden izliyorduk federasyonun ne yaptığını. Bazı insanlarımız var her yerde olduğu gibi kendi amaçları, kendi geleceği doğrultusunda bu tip konumları kullanma ifadelerini ortaya atıp da oralara gelmek isteyen insanlar oldu. Ben bu konuda açık konuşayım daha evvelden bizim bu girişimimizin Federasyon kurulumu esnasında" biz bir kaç adım geri kaldık ama orada da bir hata ettik" aslında... En kötü ihtimalle hep yanında olmamız gerekiyordu ki bu insanların oralarda kötü amaçlı insanların yer almasına engel olalım diye. Geri de kalınca bu sefer alan daha da açık olmuş oluyor. Ben bu konuda duyarlı davrandım. Ve benim bu işin içinde şahsen hiç düşünmediğim halde bile işin içinde yer alabilecek bir liderlik, bir başkanlık yapabilecek sıfatta bir kaç kişiyle görüştüm. Dedim ki; bak böyle böyle sen gel burada seni başkan yapalım bizde arzu edersen sana yardım edelim, istersen yönetimin içinde olalım, istersen yönetimin dışında olalım. Biz sana yardım etmeye söz veriyoruz dedim. Ya ben yapamam, benim işlerim var, şöyledir, böyledir aşağı yukarı yanlış hatırlamıyorsam

5, 6 kişiyle gittim görüştüm. Hepsinde de benzeri aynı bir takım gerekçeler duyunca bana geldiler dediler ki! Abi biz sana daha evvel den söylemiştik sen her ne kadar başka birilerini arıyorsan da bundan kaçamazsın. Bende tamam dedim. Benim bir yerde çok arzu ettiğim bir olay değildi mecburiyetten oldu.

Hicran Zafer: Memnun musunuz?

Kamuran Atakan Bey: Memnun muyum? Bir takım sıkıntıları olduğunu görüyorum. Hala da devam edecek biz daha adam akıllı bir şey gördük sayılmaz ama sonuçta bundan sonra ki süreçte işte senin oğlun gibi delikanlıları, onları da yetiştirip onların da oralarda ufak ufak bir yerlere gelmesini istiyoruz. Çünkü onların bizden birçok artıları çok daha fazla ben onları bilen bir insanım. Ben mesela Makedonya'da doğmama rağmen lisanını bilmiyorum. O benim için çok büyük bir eksiklik. Keşke bilsem. Benim annem, babam, babaannem bildikleri halde bizim evde Mekadonca, Arnavutça, Sırpça konuşmazlardı.

Hicran Zafer: Neden konuşmazlardı?

Kamuran Atakan: Şimdi bakın şöyle söyleyeyim. Tesadüfen dernek başkanlığı dönemim de şöyle bir durum oldu. O zamanlar bilirsiniz Kürtlerle ilgili TRT'nin Kürtçe yayın yapma istekleri doğmuştu. Ondan sonra galiba Boşnakların da böyle bir talebi oldu. Bakın şimdi bunlar benim felsefeme ters şeyler. İşte bize soruyorlar, beni bir kaç tane televizyon kanalından aradılar. Bu konuda sizin bakış açınız nedir diye? Bakın dedim ben anlaşılması açısından bunu izah etmek istiyorum. 1960 senesinde yurt dışında Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa daha neresi varsa A sınıfı ülkeler onlar işçi alımları yaptılar. Türkiye'den de o zamanlar büyük bir kitle yurt dışına çalışmaya gitti. Buradan oraya gidenlerin tamamı Türkçe bilen insanlardı.. Fransa'ya giden Fransızca bilmiyordu. Almanya'ya giden Almanca bilmiyordu ne oldu? Oraya gidenler oradaki insanlarla irtibatını ve yaşanır hale gelmesi için oranın lisanını öğrendiler. Bu sefer kesin dönüş diye ifade edilen durumlarda ülkesine geri gelenler geldikleri zaman ne oldu burada ben Almanca biliyorum benim çocuğum Almanca biliyor burada Almanca yayın açılsın dedi mi? Demedi. Bizim bu konumumuz aynen böyledir işte. Biz Balkan Rumeli Göçmeni olarak zamanında Konya'dan Osmanlının hakimiyeti altındaki topraklara giden subayların torunlarıyız. Bizim Balkanlara gidiş sebebimiz oraların sev ve idaresini sağlayabilmek.. 1350 veya kimine göre 1353 yıllarından başlıyor 1953 yıllarına kadar 600 sene kalmışız oralarda. Bir yerleri terk ede ede en sonunda kendi vatanımıza gelmişiz. Ben orada doğdum ama Türküm, Müslümanım ve anavatanım benim burası. Size ülkemizden bir örnek vereyim. Mesela diyelim ki, Kars'a Vali atanacak nerden tabii ki Ankara'dan, başkentten tayin ediliyor Kars'a vali. Edirne'ye de Kaymakam atanacak diyelim yine Ankara'dan kaymakam atanıyor. Biz o dönemlerde Osmanlı döneminin hakimiyeti altındaki topraklar da bizlerde oraların idaresi için Konya'dan gitmiş subayların torunlarıyız. Mesela sizin silsileniz öyle diyelim o günün Yugoslavya'sının Bosna Bölgesinde yer almışsınız sizde Boşnakça biliyorsunuz. Boşnaklarla olan münasebetinizi sağlamak adına. Bizler gitmişiz Makedonya’ya oralardaki kullanılan lisanlar neler? Makedonca, Arnavutça, Sırpça. Benim annem ve babam da bu dilleri biliyorlardı. Babaannem ve dedelerim biliyorlardı. Şimdi biz gelmişiz vatanımıza artık benim için illa ben Boşnakça, haberleri ,Makedonca haberleri veya Arnavutça haberleri dinlemek istiyorum demek kadar saçma bir şey olabilir mi? Ben kendi vatanıma gelmişim artık ekstradan biliyorsam koy başına amenna çok güzel bir şey keşke 20 tane lisan bilebilsek o ayrı bir mevzu. Ama illa olsun denilen bir şey varsa ben ona karşıyım. Ben lisan öğrenilmesine karşı değilim.

Hicran Zafer: Anladım. Lisan her zaman için gerekli bir durum anlaşabilmek için insanlarla.

Kamuran Atakan: Size bir şey daha anlatayım. Size de ufak tefek renk getirebilir. Benim çocukluk dönemimde benim babamdan başka etrafımda bak oğlum senin okuman lazım neden biliyor musun şundan, şundan, şundan diye bizi uyaran büyüklerimiz etrafımda hiç olmadı. Bizi uyaran olsaydı da acaba ben şahsen okur muydum o da meçhul? Çünkü bizim çocukluk dönemimiz Türkiye'nin maalesef en sıkıntılı dönemleriydi. Anarşinin, sağ, sol çatışmalarının olduğu dönemlerdi. Siz bilmem hatırlar mısınız belki çocukluk döneminize denk gelir mi bilmem ama bu sağ, sol çatışmaları döneminde Fındıkzade’de yurtların çok oluşundan 80 ihtilali öncesinden bahsediyorum. Silahlar patlıyor herkes camı açardı nerden bu silah sesi geldi diye. Toplar patlardı, bombalar atılırdı. Kimse artık camını açıp bakamazdı. Akşam saat 20:00' den sonra kimse sokağa çıkamazdı. Özellikle ben Fındıkzade bölgesi için söylüyorum. Yurtlar sağcı yurtlar, solcu yurtlarla çatışmalara giriyorlardı. Böyle kaoslu bir dönemdi o yıllar. Onun için bizim okuma şansımız olsaydı okur muyduk o olay başka bir şey. Ama ben böyle sıkıntısını yaşadı m. 1990 senesinde Fransa'nın Calais şehrinde daha önce gittiğimden bahsetmiştim. Benim çocukluk arkadaşım var kendisi eşiyle İngiltere’de yaşıyor. Şimdiki gibi cep telefonları yok sabit telefonlardan görüşüyoruz. Ya hiç gelmiyorsun bizim oralara derdi. Ben size geçerken uğradım gibi bir olayda olamaz. Ancak hususi gitmem lazım. Ben haritaya baktım. Manş denizi buradan feribotla karşıya geçsem İngiltere'ye geçiyorum. Dedim ki nasıl giderim? Ben senin oraya gelmek istesem dedim telefonda konuşuyoruz arkadaşımla. Dedi ki abi sen karşıya geçtiğin zaman oradan şu trene bineceksin şurada ineceksin, trenden sonra şuraya geleceksin, oradan da tekrar şuraya geleceksin, geldin mi abi dur dedi şimdi oradan biz seni hanımla beraber kalkış saatlerini bildiğimiz için oradan gelip alacağız. Tamam dedim. O Calais şehrine kadar benim Türkçeden başka hiç bir lisanım yok. Tren yolculuğuyla Calais denilen şehre gittim. Buradan tercümanla gitmiştim. Oradan tercümanı tekrar Paris'e geri gönderdim. Ben oradan feribotla karşıya geçeceğim. Feribota bindim. Bu arada da buradan bana dediler ki abi sen İngiltere'de ne kadar kalacaksın? Bir gün, iki gün hadi çok olsun üç gün dedim. Arkadaşıma demiştim ki sen bulunduğun evine en yakın otelde bir yer ayır ben orada kalacağım diye. Ben de pasaportu aldım. Sanayi odası vasıtasıyla vize almıştım. Ben baktım 6 gördüm 6 günlük vermişler vizeyi dedim. Ben tercümanı gönderdikten sonra bizim burada ki gibi Karaköy, Kadıköy vapuru gibi karşıya geçince herkes kendi işine gider sağa, sola orada da aynı şekilde serbest dolaşım var. Karşıya geçirdi bindiğim feribot. Çok büyük bir feribota binmiştim. Zamanın da Aşk gemisi diye bir film vardı orada ki gemi gibi devasa bir şeydi. Ben elimde pasaportla giriş yapacağım. En önemli diyebileceğim noktayı anlatıyorum size. Verdim pasaportu İngiliz polisi bana bir şey söyledi o an anlamadım. Ben bir şey söyledim o da benim dediğimden bir şey anlamadı. Beni oturttu bir yere bekliyorum 10 veya 15 dakika geçti bir baktım malum kıyafetiyle bir İngiliz polisi geliyor. Bana Türkçe buyurun nedir problem dedi? Siz İngiliz değil misiniz, nasıl böyle Türkçe konuşuyorsunuz diye sordum? 6 tane polis ne kadar zaman gelmişler bilmiyorum? Türkiye'ye göndermişler bunları Türkçe öğrensinler diye ve bu polisler nöbetleşe devreye giriyorlarmış. Türkçe öğrenmişler Türkiye'ye gelip. İnanamazsınız yerin dibine battım o anlarda. Keşke o lafı o kişiden duymasaydım. Dünyanın bir ucuna gidiyorum en ufak bir lisanım yok dedim kendi kendime. Benim oğlum o zaman Çapa'da ki ilkokula gidiyor. 5.sınıfta bitirir bitirmez aldım hemen araştırdım tavsiye üzerine Kültür kolejine yazdırdım. Kızım da o zamanlar ilkokul 3'e gidiyordu bitirince onu da aynı okula kaydını yaptırdım. Dedim ki her anne baba en azından bugünün şartlarıyla çocuklarının yüksek eğitim yapmasını ister. Ama anne, babanın istemesi de yetmiyor çocukların da burada özverisi, isteği, gayreti hepsi bir arada olması gerekiyor. Ama dedim ki olaki ben onların yüksek eğitim yapmalarını

istememe rağmen olmazsa bari lisan öğrensinler ki babasının durumuna düşmesinler. Bir İngiliz polis bana öyle bir yol göstermiş oldu ki hiç unutmam. Lisan çok küçük yaşlarda kavranacak bir durum sonradan öğrenmenin çok kolay olmadığı ortada dimi.

Hicran Zafer: Muhakkak haklısınız mesela benim ailem bizler çocukken Boşnakça konuşmasaydılar şu an da ne bilebilirdim, ne anlayabilirdim, nede konuşabilirdim. Sizin büyükleriniz konuşmadıkları için sizin bilmediğinizden bahsettiniz nedeni ortada çocukken öğrenilen daha net kalabiliyor akılda kalıcılığı oluyor.

Kamuran Atakan: Ben çok küçüktüm size şöyle söyleyeyim o zamanlar annem, babam da hayatta bir kız kardeşim var. Yaramazlık yapmışız o zamanlar herhalde? Annem, babama şikayet ediyor bizi böyle böyle şımardılar gibisinden. Babam da dövmek yoktu sadece bir hışım gösterirdi korkutsun diye. Babaannem de bizi çok korurdu. Hiç unutmam derdi ki; Ostay seko, ne moy seko, Dur şimdi yapma diye o benim aklımda kalmış belki o zaman 4 yaşındaydım. Demek ki çok konuşulsa ne kadar çok daha fazla öğrenecektik.

Hicran Zafer: Sayın Başkanım sizden evvel ki yönetimin eksik bıraktığı sizin tamamlamak istedikleriniz var mı?

Kamuran Atakan: Var tabii ki

Hicran Zafer: İleriye dönük projeleriniz var mı?

Kamuran Atakan: Önümüzde ki projeler diyelim ama bazı projelerimizi ben çok açmak istemiyorum. Çünkü neden sürpriz olsun da diyebiliriz. Ben yönetimimle bir araya geldiğim ilk toplantıda dedim ki biz Rumeliliği ayağa kaldırmamız lazım. Rumeliliği onurlandırmamız lazım. Mesela kongremizde konuşmalar esnasında bana bazı sorular soruldu söylendi. Ben en son konuşmayı yaptığım gibi bir teşekkür konuşması yaptım. Önümüzde ki geleceğe yönelik bazı bilgiler aktarmak açısından da o esnada da bir şeyler söylediler biz siyasette hiç yokuz, biz hiç siyasetin ne belediye başkanlık sıfatında olsun, ne de milletvekili sıfatında. Bende dedim ki biz önce bir defa kendimize bir çeki düzen vermemiz lazım, biz neyiz bir aynaya bakalım, eksiğimiz nedir, makyajsa eksiğimiz makyajımızı yapalım, giyim, kuşamsa eksiğimiz, giyim, kuşamımızı düzeltelim. Bir yerde dürüstlüğümüzü ispat edelim. Ama biz bunları yapmadan sen gideceksin siyasi partinin kucağına efendim biz Türkiye'de şu kadar sayıda bir Rumeli çoğunluğuz bizim de bu ülkenin yönetiminde yer almaya hakkımız yok mu, sizler bize kucak açmazsanız, bizler nerde kendimizi ispat edeceğiz dite o insanların arkasından koyun gibi gitmemizin bir alemi yok. Biz kendimize kendi muhasebemizi yapalım, kendimize bir çeki düzen verelim ben eminim o insanlar bizi kendileri gelecekler. Ben sizin bu bölgede belediye başkan adayınızı çıkarmanızı istiyorum. Lütfen böyle bir durumu aranızda görüşün birisini aday gösterelim. Milletvekilliği açısından da böyle. Biz bu konuda dernekler boyutunda da yer aldığım için biliyorum biz bir defa Rumeliliğimizi ön plana çıkarmamız lazım. Bugün bakıyorsunuz siyasi basında çok Rumelili var, spor basınında çok var, o kadar çok birimlerde Rumelili var ki bir çoğumuz Rumelili olmamıza rağmen onların Rumelili olduğunu bilmiyoruz. Bilmeyen insan sayısı bir hayli fazla. Biz bunları niye ortaya çıkarmayalım? Bu insanları niye onore ederek tanıtmayalım?!

Hicran Zafer: O zaman bu kişileri bir şekilde tanıtmak lazım? Nasıl bir projeniz var ileriki dönemlerde?

Kamuran Atakan: Evet bunlar projelerim içinde var. Yapacağız Allah nasip ederse. Bizim çok değerli hepimizin ortak değeri olan aslında Türkiye'nin ortak değeri olan mesela bir Mehmet Akif Ersoy'umuz var, bir Yahya Kemal Beyatlı'mız var. Biz bu insanlara ne kadar değer verebilmişiz? Biz bunları bırakın sadece edebiyatçı olanlarını biz birçok değerli insanları Rumelili olarak ne kadar çok ortaya çıkarabilmişiz? Derneğimizin başkanlık dönemin de şöyle bir şey yapmıştım. Dedim ki Yahya Kemal Beyatlı'nın anma haftalarını bizzat düzenleyelim. Her sene düzenlerdik. Ben İstanbul İl Milli Eğitim Müdürüyle görüşmüştüm. Dedim ki bölgelerini siz seçin Yahya Kemal Beyatlı'nın en iyi şiirini okuyan öğrenciler arasında yarışma yapın siz okulları tespit edin. Biz bunlar içinden ilk 5' ine Laptop tarzında hediyelerle ödüllendirelim. Diğer geriye kalan 10 tanesini de mansiyon ödülü tarzında ödüllendirelim. Bu çocuklar da hem şiiri sevsinler, hem şiirin, edebiyatın içinde yer alsınlar. Bu sayede bizim önemsediğimiz Yahya Kemal Beyatlı'yı da ön plana çıkarsınlar, tanıtsınlar, tanısınlar istedik. 2 sene üst üste bu etkinliği yaptım. Biz biraz daha farklı düşünerek Türkiye genelinde bütün televizyon kanallarının olduğu yerde bu insanların bir şiir şölenleriyle onunda beraberinde bir yöresel müziğinde içinde olarak harmanlayarak güzel işler yaptırmak bizim elimizde. Biz bunları niye yapmıyoruz? İşte bunları yaparak Rumeliler ön plana çıkartılır. Rumeli olmayan birisi de diyecek ki dün akşam şu kanal da seyrettim arkadaşlar bu Rumeliler de neymiş böyle diyecek, niye dedirtmeyelim biz bunları? Biz böyle tanınacağız.

Hicran Zafer: Doğru, çok haklısınız.

Kamuran Atakan: Biz yeter ki birbirimizi yemeyelim. Bir takım hoş olmayan olaylar maalesef içimizde oluyor. Mesela diyor ki Hicran diyor böyle olacağına o da olmasın bende olmayayım. Böylelikle paçanızdan aşağıya çekmeye çalışıyorlar. Bunları ben çok yaşadım, çok şahit oldum. Biz bunları var diye yolumuzdan bizi yolumuzdan alıkoymamalı yine devam edeceğiz koşmaya, yürümeye inşallah hep güzel işler yapmaya niyetimiz var. Benim projelerimi açmak istemiyorum nedeni şu, şu anda Tek Rumeli Tv " Aralık 9'da bizim kongremiz olmuştu." Bir gün sonra pazar günü beni Atilla Baykal arıyor. İşte şu anda ki Enler diye bir programı var bana bu programı 1 saat telefonda anlattı. Dedim ki; Atilla abi benim kafamda ki projeyi sen yapıyorsun hem sevindim, hem üzüldüm dedim benim elimden o proje gitmiş gibi gel dedim beraber yapalım. Federasyonla, Tek Rumeli Tv ortak yapımı yapalım dedim bana hiç cevap vermedi biliyor musunuz gel beraber yapalım diye. O belki haklı olarak ben televizyonumu ön plana çıkartmak istiyorum diye düşünmüş olabilir. Ama ben üzüldüm. Benim de aklımda olan bir projeydi.

Hicran Zafer: Ben bu anlattıklarınızı kullanabilir miyim yazımda?

Kamuran Atakan: Tabi tabi ben bunu kendisine de söyledim.

Hicran Zafer: Ben sizden bunun iznini almış oldum benim için önemli olan buydu teşekkür ederim başkanım.

Kamuran Atakan: Ben o yüzden zaten diğer projelerimi detaylandırmak istemiyorum.

Hicran Zafer: Anladım Başkanım

Kamuran Atakan: Bu projeler konusuyla ilgili bir yönetim kurulu toplantısı yaptık. Ben yönetim kurulu toplantısında benim dedim şahsımın böyle bir takım projelerim var gelecekle ilgili önümüzdeki aylarda belki önümüzdeki sene. Sizden de rica ediyorum biz Rumelili olarak bizi ön plana çıkartacak benim naçizane düşündüğüm bir şeyler var, sizler de düşünün bir şeyler üretin

önümüzdeki toplantıya geldiğiniz zaman bende böyle bir şey düşünmüştüm, böyle bir şey yapalım mı diyeceğiniz önerilerinizi bana sunmanızı istiyorum? Onların üstünde tartışıp geliştirelim dedim. Sonra ki toplantı da bu isteğimle ilgili somut fikirler üretip söyleyen olmadı biliyor musunuz. Hepimizin bir iş hayatı, bir aile hayatı var tek bir konu da bir yere odaklanabilmiş değiliz belki o an için aklına gelmeyenler belki önümüzde ki haftalar da, aylar da gelebilir.

Hicran Zafer: Sayın Başkanım sizce dernekler siyasetin neresinde olmalı? Siyasetin içinde mi? Siyasetin dışında mı olmalılar?

Kamuran Atakan: Bence hiç bir yerinde olmamalı. Siyasetin dışında olmalı.

Hicran Zafer: Başkanım peki sizce niçin dernekler siyasetin dışında olmalı?

Kamuran Atakan: Niçin söyleyeyim. Biz bu ülkenin bir ortak değeriyiz. Eğer biz Federasyon olarak veya biraz daha küçültelim dernek olarak olalım biz herhangi bir derneğin sempatizanı olmuş olsak biz o partinin derneği olmuş oluruz. Bizim ortak insanlarımızı, farklı görüşlere sahip insanlarımızı bir araya toplayamayız. Bizim ilişkimiz hiç mi olmamalı? Hayır, bunu demek istemiyorum. Bizim yaklaşımımız hangi partiye ne kadarsa diğer partiye de o kadar olması lazım. Bizim partiler üstü olmamız gerekiyor. Esasın da size şöyle söyleyeyim benim hayalim hepimiz bir şeyler üretiyoruz biz bu ülkede eğer ülkemiz gerek ekonomik, gerek sosyal açıdan eğer ki güzel işler yapıyorsa bunlardan hepimiz mutlu oluruz. Bundan gurur duyarız. Eğer ki bir takım eksiklikler, bir takım hatalar varsa mesela ben isterim ki benim federasyonum devletimize yol göstersin. Desin ki bu konu şöyle değil böyle olursa daha iyi olur. Mesela ben gazetenizde şu anda bir mesaj verebilirim. Aklımda bir takım soru işaretleri var?

Hicran Zafer: Sayın Başkanım nelerdir o soru işaretleri? Açalım isterseniz bu konuyu?

Kamuran Atakan: Anlatayım. Burada mesele ben bizi yöneten yetkililere mesaj vermek istiyorum. Ben bir ekonomist olarak bu konuda bir sanayici olarak bizim gibi yalnız kendi adımdan bahsetmeyeceğim, ülkemde ki yaşayan herkes için bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. Bakın bu 4+4+4 denen bu bizdeki eğitim sistemiyle liseyi bitirmesi gerekiyor bir çocuğun mutlaka diye çıkan bu kanunumuz maalesef ileriye dönük olarak bazı şeylerin hesabı yapılmadan bir karar verildi.

Hicran Zafer: Hesabı yapılmayan durumlar sizce neler?

Kamuran Atakan: Söyleyeyim. En basitinden sizin oğlunuzdan örnek alalım. Sizin oğlunuz liseyi bitirdiği zaman siz bir annesi olarak bu çocuğunuzu bana çırak olarak verebilir misiniz? Benim mesleğim de veya bir berbere, bir marangoza çırak olarak verir misiniz? Niye benim oğlum okuyacak diyeceksiniz. Ya da kızınız olduğunuzu varsayalım kızım okuyacak diyeceksiniz. Anne ve baba arasında bir bakış açısı vardır ve bunlar haklı bir bakış açısı. İşte benim kızım üniversiteyi bitirdi, oğlum üniversiteyi bitirdi. Ekonomik bir takım kredilere girmeler, bir takım bir yerlerden bir şeyler bulmalar aman o üniversiteyi bitirsin üniversite sayısı çoğaldı ya..

Hicran Zafer: Peki nasıl olmalı?

Kamuran Atakan: Ben yarın berbere gidince kim benim saçımı kesecek? Sizin saçınızı kim düzeltecek? Var mı böyle bir meslek şimdi kim varsa bunlar yarın öbür gün emekli olunca o koltuğa oturtacak adam bulamayacağız.

kaldığımızı gösteriyor. Ve bu meslek dallarını örnek verirken bunları yüzlerce mesleğe de yayabiliriz. Ara sınıf insanı yok. Ara sınıf insanına da ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Benim şu anda inanın 100 kişi kapıma gelse buyurun işe başlayın diyecek ihtiyacım var. Ama insan yok. Emekli olanlar gitmiş ben bir daha iş hayatında çalışmam diyor. Onun kalktığı koltuktan birisini oturtacak birini bulamıyoruz. Nasıl olacak bu iş? Bir zamanlar Almanyalara gitmiş, oralarda çalışan, oraların ihtiyacını karşılayan nesiller vardı. Şimdi bizde mi yurtdışından insan ithal edeceğiz buraya? Buraya gelelim kardeşim makineci lazım, bilgisayar tamircisi lazım, say sayabildiğiniz kadar meslekleri. Mutlaka ben şunu söylüyorum yetkililerin daha bilinçli hareket edeceklerini biliyorum. Bir zamanlar deriz ya her köşe başında bir bakkal vardı her köşe başında birer tane meslek okulları olması lazım. Oradan makineci yetişecek, oradan diğer ihtiyaç mesleklerden çocuklar yetiştirilecek. Hani her köşe başında şimdilerde sürücü kursları vardır ya oralardan da ehliyetli insanlar gelecek. Aklınıza hangi meslek grupları geliyorsa artık?! Bütün meslek dallarına bu konuda bizlerin ihtiyacı var ve bunlarla ilgili çok geç kaldığımızı düşünüyorum. Ben İlçe Milli Eğitimle de görüştüm. Biz bir yerlerde okullar varda biz mi bilmiyoruz feveran ediyoruz diye sordum, Yok abi şurada bizim iki tane var ilçemizde üçüncüsü yok diyor ve bunu diyen insan sayısı çok var. Bunlar yeter mi ki? Yetmez. Ortadaki bir maden gibi o onu çekiştirecek benim iş yerime gel diyecek az insan olunca böyle olur bu işler. Onun için bu konuda ben özellikle devletin ve gerekli birimlere şöyle söyleyeyim bazı şeyler için geç kalınmış değildir ama her geçen gün geç kalıyoruz diyebilirim.

Hicran Zafer: Sayın Başkanım Dernekler arasında güçlü bir iletişim olduğuna inanıyor musunuz?

Kamuran Atakan: İnanmıyorum.

Hicran Zafer: Görüşünüzü merak ediyorum neden?

Kamuran Atakan: Bu konuda şöyle söyleyeyim dernekte uzun yıllar yöneticilik yaptığımdan dolayı biliyorum. Şimdi derneklerin bir kuruluş amacı olması lazım. Birçok dernek kuruluşuna uygun, amacına yönelik işler yapmıyor kardeşim ben bunu biliyorum. Bir dernek kurulmuş tabelası var, hitap ettiği bir yere uygun tabelası var. Pekiyi ben bu insanlarla konuştuğum zaman sizi tanımak istiyorum siz ne yapıyorsunuz diye sorunca kem küm ediyor ama bana faaliyetleriyle ilgili bir türlü net bir şeyler söylemiyor. Öyle dernekler var ki bunlar Rumeli Derneği senede bir gün bir sefer bile toplantı yapmamışlar. Bir tane çocuğa bir okul için bir burs vermemişler. Bir tane aileye, evime bir kuru ekmek dahi götüremiyorum, böyle böyle şartlarda hayat mücadelesindeyim diyene bir erzak yardımı bile yapmayan bu tip insanlara yapamamış dernekler var. Pekiyi siz hangi amaçla kurdunuz bu derneği? Yani derneğin bir lokalinde oyun oynanması kolay olsun diye mi kurulmuş yoksa? Bunun bir alt yapısında böyle bir ihtiyaç vardı onun için bir araya gelelim kendi yöremizin insanları için olalım bu insanlarla daha güçlü, daha kuvvetli sesimiz daha çok çıksın diye mi kurulmuş? Bunların hiç birisi yapılmıyor. Derneklerin çoğunluğunda durum bu. Ben bilmiyordum. Geçen gün Atilla Baykal'la bir toplantımız vardı Enler'le ilgili rakamları tam belirtemeyebilirim 700 civarında derneklerden bahsediyor. Türkiye'de ki Rumeli Derneklerinin biz diyor bunların ancak 300 civarına ulaştık diğerlerine ulaşamadık bile kimisi söylenen telefonlara çıkmıyorlar, kimisi başka farklı adresler değiştirmişler. Ve bunların ancak 290 tanesi bize geri dönüş yaptı. Bazı isimler belirledik daha doğrusu dallar belirledik. Şu dalda sizin görüşünüz kimdir? O isimleri birleştirdik diğer derneklerle orada bir birinciyi tespit ettik, ikinci en çok oyu alan, üçüncü en çok oyu alan bu oldu dedi. Yani bu derneklerimizi sayarken bunlar 700 tane iken bunlardan sadece 300 civarına ulaşıla biliniyor ise vay haline geri kalan derneklerin. Diyelim ki 20 tanesi farklı sebeplere bağlı olsun adres

veya telefon numaralarını değiştirmiş olsunlar hadi 50 tanesi bilemedik 350 tanesi öyle olsun geride kalan nerede abicim? Başkanı ölmüş dernek kapanmış. Böyle yerler çok var. Bizde şu kadar derneğimiz var diyoruz.

Hicran Zafer: Aslında sayı önemli değil yapılan icraatlar önemli diyorsunuz. Anladım. Çok teşekkür ediyorum sayın başkanım bize o değerli vaktinizi ayırdığınız için.

Kamuran Atakan: Rica ederim. Ne demek. Çok mutlu oldum Sizleri daha yakinen tanımaktan.

Hicran Zafer: Çok güzel bir röportaj oldu samimi bir ortam içinde tekrar teşekkür ederim güzel konulara değindik.

 

Kamuran Atakan: Size bir de şimdi Federasyonumuzu Bayrampaşa ilçesine taşıyacağız belki bilginiz yoktur onun bilgisini de size vermiş olayım.

Hicran Zafer: Sayın Başkanım çok güzel bir haber verdiniz şimdiden hayırlı olsun diyelim. Bu kararı nasıl verdiniz merak ettim?

Kamuran Atakan: Benim Bayrampaşa belediyesinin karşısında Yapı Kredi bankası vardır onun hemen yanında müstakil bir binamız var bu binayı komple Federasyonumuza tahsis ettim. Biz gerek binamızın iç kısmını, gerek dış kısmını kullanım konusunda daha rahat edilmesi için, bir de ihtiyaca cevap vermesi için cephe çalışması yapıyoruz. Esas cephe çalışmamız büyük bir ses getirecek tahmin ediyorum. Bayrampaşa Rumelililerin yoğunlukta oturduğu bir bölge olduğu için bizde bir nevi oralarda o insanların sesi olalım istedik. 1.katı Toplantı katı 2.katı Misafir ağırlama katı 3.katı Müze yapacağız ( Bu bizim için çok önemli bir detay.) Bu katta dedelerimizden, büyüklerimizden kalma eski maneviyatı yüksek eşyaları toplayacağız kimden aldığımızı belirtip sergileyeceğiz. Biz orada verilenlerin bir nevi emanetçi olacağız. Cam fanus içine alacağız altına da kimden aldıysak ismini belirteceğiz bazı verilen eşyaları. Mesela Hicran hanımın işte dedesi veya anneannesinden hatırasıdır gibi. Bir nevi yani size ait olduğunu belirtmiş olacağız. Hepimizin mutlaka evinde bir şeyler çıkar.

Hicran Zafer: Çok güzel bir düşünceymiş hayata geçirilmek istenmesi ayrıca çok güzel ve her detay çok güzel düşünülmüş. Bu özel ve güzel bir konuya da paylaştığınız içinde ayrıca çok teşekkür ediyorum çok mutlu oldum.

Röportaj: Hicran Zafer( Ertül )

Mail : hicranertul@hotmail.com Tel: 0554 692 61 90

Fotoğraflar: Cengizhan Ertül



Haber okunma sayısı: 480

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

DEV İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLÜ ANLAŞMASI

01/03/2018 tarihinde gündüz saatlerinde Türk Kızılayı, Bosna Merhamet Kurumu ve Bosna Sancak Derneği arasında

Bosna Savaşı Hakkında Çekilmiş 10 İyi Film

İşte Bosna Savaşı Hakkında Çekilmiş 10 İyi Filmin Listesi

Sarik Tara iz Istanbula, ali porijeklo ne zaboravlja

Šarik Tara iz Istanbula, potomak nikšićke porodice Mekić, stigao do Forbsove liste, ali porijeklo ne zaboravlja

‘’ Dernekler Siyasetin hiç bir yerinde olmamalı ''

Muhacirin Sesi Haber Sitesi Yazı İşleri Müdürü, Gazeteci Hicran Zafer Ertül’den bomba gibi röportaj.

Örnek alınası bir hayat

Bir ulusun lideri ama aynı zamanda bir düşünür. Hayatı mücadelelerle geçmiş, her şeye rağmen

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL